|

Prof. Dr. Cahit Tanyol
1914 Nizip doğumludur. 1944’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Felsefe Bölümü’nü bitirdi. 1946’da sosyoloji doçenti oldu, aynı fakültede Genel Sosyoloji profesörlüğüne yükseldi. Sosyoloji ile beraber edebiyatla da yakından ilgilendi. Daha sonra yayın müdürlüğünü yaptığı Değirmen'de, ardından Akademi, İstanbul, Varlık, Yön, Cumhuriyet, Yazko Somut, Güneş gibi dergi ve gazetelerde yazıları yer aldı. Sosyal Ahlak, Neden Türban, Türkler ile Kürtler, Schopenhauer’da Ahlak Felsefesi, Türk Edebiyatında Yahya Kemal başlıca eserleridir. Şiirlerini de Son Liman adıyla kitaplaştırmıştır.
.....Peki sevgili hocam, sosyoloji araştırmalarına nasıl yönlendiniz? Üniversitedeki bilimsel araştırmalarınızdan da söz açar mısınız? ― Bu da şuradan başladı. Adana Öğretmen Okulu'nda okurken benim Baraklara, Türkmen oymaklarına büyük bir ilgim vardı. Halk şiirine büyük bir merakım ve ilgim vardı. Güneydoğu'daki gelenek ve görenekler beni çok çekiyordu. Güneydoğu'daki ve Güney'deki en yoğun folklorik, kültürel halk birikimi Toroslarla, Barak Ovası'ndadır. İlk kez işte ben bunları inceledim. İlk önce başta Karacaoğlan olmak üzere tüm halk ozanlarını teker teker yeniden defalarca okudum ve halkın bunlar hakkındaki bilgilerini derledim. Barak Ovası'nda o zamanların Şifahî en büyük tarihçisi kabul edilen "İdris Ağa"dan birçok bilgi derledim. Toroslar çok büyük bir folklorik zenginliğe sahiptir. Buralar Karacaoğlan'ın dolaştığı yerlerdir. Yiğit türküler söyleyen Dadaloğlu var... İlk ciddi araştırmam işte Baraklar üzerine yaptığım uzun inceleme ve araştırmalardır. "Baraklarda Örf ve Âdetler" isimlidir bu çalışma. "Baraklarda Örf ve Âdet Araştırmaları(*)"yla ilk sosyoloji folklor çalışmalarına girdiniz. Bir nevi halk kültürü, ozanları, gelenek ve görenekleri sizi çekti anladığım kadarıyla. ― Evet öyle oldu. Beni esas etkileyen şiirler ve türküler oldu. Benim 1928'de Barak Ovası'nda gitmediğim köy kalmadı. Yatmadığım köy odası kalmadı. Yöredeki derleyebildiğim tüm şiirleri topladım. Hatta bu şiirlerden bir kısmını Konya Lisesi'nde bir arkadaşıma da göndermiştim. Konya Lisesi'nde "Türk Halk Şiirleri" isimli bir dergi çıkaran Saadettin Nüzhet de arkadaşımdan aldığı kimi şiirleri orada yayınlandı. Barak Ovası'nda "Alaman Ahmet" diye birisi, bir nevi vakannavüs gibi birisi vardı. Orada birisi ölünce bir başkasına "el verir"di. Yukarıda böylediğim ünlü Şifahi Tarihçi İdris Ağa'dan sonra gelen kişi de bu Alaman Ahmet oldu. Ondan, daha önce Gaziantep milletvekili olan Cevdet San'dan da yoğun bilgi edindim. Söyleşimize bu Baraklardan, Yörüklerden, Tükmenlerden bahsederek devam edelim isterseniz. Baraklar kimlerdir, gelenek ve göreneklerinde ayırdedici yönler nelerdir? ― Bizim Nizip'te fazla, koyu yobazlık yoktu. Barakları incelerken de ilk dikkatimi çeken şey burada caminin olmamasıydı. Sorduğumda ise eskiden kendilerini Şii olduklarını söylüyorlardı. Fakat buralarda yoğun Şaman izlerini hemen görmüştüm. Baraklarda iki tip baba vardır. Barak Babaları ve Bozgeyikli Dedeleri. Barak Babaları, Fırat'ta Gaziantep Sacur Suyu arasında oturuyorlardı. Barak Babaları senenin belli mevsimlerinde geliyorlar, Komiter'de (Elbistan'a bağlı bir yerde) her Türkmen aşireti onlara zekâtını yıllıklarını veriyorlardı. Daha ziyade onlar baharda gelirlerdi. Bunlar incelendiğinde inanç yaşam ve geleneklerinin yüzde yetmişinde Şaman özellikler taşıdıkları görülmektedir. Baraklar daha çok hangi illerde yaşıyorlardı? ― Tüm Güneydoğu'da yaygındılar. Büyük Barak Ovası denir oraya zaten. Baraklar göçebedirler. Hayvancılıkla geçinirler. Zorla iskân edilmişlerdir. Kitle halinde Urfa'nın güneyinde "Aynîriz, Rakka" denilen yöreye yerleşmişlerdi. Halep Türkmenleri deniyor bunlara. Barakların şifahi tarihine göre Firûz Bey adlı bir aşiret reisinin kumandasında geliyorlar. Biliyorsunuz Uzun Hasan'ın devleti de aşiret oymaklarına dayanıyor. Uzun Hasan Fatih'e yenildikten sonra Ona bağlı aşiretlerin bir kısmıyla İran'a geçiyor, bir kısmı da Güney'e. Firûz Bey'in başında bulunduğu aşiret Güney'e geçiyor. Ondan sonra Firûz Bey Barak Ovası'nı bırakıyor, İran'a geçiyor. Oymağı ise kardeşi veya yeğeni olan Mehmet Bey'e bırakıyor. İşte bunlar Rakka havalisi, ta Hama-Humus, Halep Türkmenleri Rakka tüm buralar Baraklar'la dolu. Baraklar Türkmen yani? ― Evet. Göçer Türkmenlerdir onlar. Zannediyorum bunların ilk totemleri köpek olduğu için bu ismi almışlar. Yani "barak" ismini. Bir de yukarda "Bozgeyikli Dedelerden-Babalardan" bahsetmiştiniz? ― Boz Geyikli Dedeler de daha çok İslahiye ve çevresinde, Güney'de asıl merkezleri olan Güneyse Köyü'nde yerleşmiştir. Karaca Bozgeyikli Baba son liderleriydi. İşin ilgisi son lider daha önce hiç yapılmamış bir şeyi yaparak hacca gitmiştir. Bozgeyikli Dedelerin ayrı "Bozgeyikli köyleri" vardır. Bu Bozgeyikliler hakkında anlatılan efsane de şuydu. Bir rivayete göre Bozgeyik Dede Hacı Bektaş Veli'nin müritlerindedir. Çilesini doldurmuş icazetini almıştır. Hacı Bektaş Veli eline bir çınar alarak, bunu attığım ve düştüğü yer senin mekânın olacak, diyor. Söylentiye göre bu çınar Cizre sınırındaki Boz Geyikli'ye düşüyor. Bunların da tüm inançlarında Şamanist özellikler görülmektedir. Ne gibi gelenek ve görenekleri vardı Barakların, neler gördünüz, izlediniz? ― Bir kere üstün bir ahlakları var. Baraklarda çok önemli geleneklerden biri "Oda Geleneği'dir. Kolektif kullanıma açık bu odalarda gelen misafirler ağırlanır. Baraklarda hırsızlık ve cinayet hiç yoktur. Gerçek üstün bir ahlaki dayanışmaları vardır, Barakların. Bakın çok ilginçtir, mesela köy odasında asılı olan bir ceketi ihtiyacı olan giyiyor, sonra işi bitince geri getirip, tekrar duvara asıyor. Oyunları, elişleri, yemekleri, düğün ve bayram âdetleri nasıldır Barakların? ― Barak Ovası'nda, çok yoğun sözlü kültür birikimi vardı. Tüm Baraklar ozanların şiirlerini, türkülerini ezbere bilirlerdi. Çok zengin gelen ve kültür birikimleri vardı. İslami etki çok azdı Baraklarda. Aleviliğin ve Bektaşiliğin "öz Türk kültürünü" taşıyan ve yaşatan bir inanç-kültür olduğuna inanıyorsunuz. Öyleyse Alevilik ve Bektaşilikte somutlaşan Türklük geleneğinin temel motifleri nelerdir? ― Bunu Alevilik ve Bektaşilikte rahatlıkla görüyoruz. Anadolu Aleviliğinin bir mitolojisi vardır. Yani bir Alevi mitolojisi vardır. Aleviler aslına bakarsanız yaşattıkları geleneklerle İslamiyeti zenginleştirmişlerdir. Aleviler, İslamiyeti Türk dini haline getirmişlerdir. Anadolu Alevileri İslamiyeti çöl Müslümanlığından, Arap Müslümanlığından, katı şekilden kurtarmışlardır. Arap Müslümanlığı daha ilk başlarda Arap emperyalizmine dönüşmüştür. İlk başta bile Arapça emperyalizmi başlıyor, arkasından İslam dini Arap emperyalizmi için bir araç olarak kullanılıyor. Bunlara mahkum olmayan iki topluluk var. Birisi Türkler diğeri ise İranlılar. O yüzden de bunlara "meval" deniyor. Mevali ise Arapça da "aşağılık, adi, bayağı" anlamına gelmektedir. Ve kesinlikle bir Arabın, bir Türkle bir İranlıyla herhangi bir şekilde ilişkiye girmesi mümkün değildir. Bir kere Arapların Arap olmayan Müslümanlara karşı büyük bir düşmanlıkları vardır. Küçümsemesi var. Arap çocuğu kalkıp bir Türk veya İranlının çocuğuyla konuşmaz. Türkler bu kaba dünyevî dini, içe dönük din haline getiriyorlar. İslamiyete ruh veriyorlar. İslamiyet zaten Ali'den sonra bitiyor. Ondan sonra Ali'den yana Müslümanlık ve Ali Müslümanlığı görülüyor. Şimdi bir de Hz. Ali'nin kimliği meselesi var. Türkler Ali'yi Türkleştiriyorlar. Ali, Şamanist özellikler kazanıyor. Siz Hz. Ali'nin özde Türk Gök Tanrısı yerine geçtiğine inanıyorsunuz, bunu savunuyorsunuz? ― Evet. Kesinlikle. Ali, Türk Gök Tanrısı'dır. Ali Arap özelliklerinin ötesinde Şaman mitolojisinin İslami kılık altında en büyük temsilcilerinden birisi olmuştur. Yani, Ali Alevilerde, Türklerde, Arap olmaktan çıkmıştır. Mısır’daki Fatimîler de aynı durum Hz. Fatma için geçerlidir. Yani Arap nasyonalizmine karşı Arap ırkçılığına karşı büyük bir tepki olarak, tüm inanç kuralları yeniden şekilleniyor. Türkler, Müslümanlığı kabul ediyorlar ama aynı zamanda Şamanlar Aleviler İslamiyete Şamanizmin getirdiği bir derinlik katıyorlar.....
Cahit Tanyol'un Kuruluş ve Fetih Destanı'nından Dün / Yerleşme Râviyan-ı ahbar ve nakilan-ı âsar Şöyle rivayet ederler kim Günler gün içinde idi Ve anaların bir ucu Hind'de Bir uçu Çin'de idi Günlerden bir gün Horasan'dan Rum'a kadar Çoluk çocuk, kadın erkek Bir şahin gibi kıvrak bir ceylân gibi ürkek Yollara revan oldular Kimisi atlı idi kimisi yaya Ellerinde kargı başlarında külâh Gün omuzlarında batardı Omuzlarında olurdu sabah Gökte insan oymakları başlarında tac Omuzlarında hırka Yollar dolanı dolanı Rum'a vardı Dillerinde zikre benzer bir özgü kelâm vardı Aralarında gözetilmez idi fakir ile şah Bölüşürlerdi sütlerin tas tas Ve ekmeklerin hakça Ol vakitte Hacı Bektaş-ı Veli cıvan idi Ve bir ulu pir idi Akçakoca Gökte turnalar katar katardı Ve güneş omuzlarında doğar Ay omuzlarında batardı Akıbet Rum'a vardılar ***** Geldiler, girdiler, öldüler Sorma kim ne halde idiler. ***** Anlar Diyar-ı Rum'a tac-ü teberle geldiler Kimi Yunus Kimi Tapduk Kimi Hacı Bektaş-ı Veli Gökte rahmet Yerde nimet Dört yana serpildiler Anlar gelende bir avuc buğdaydılar Oluklar yetmedi dolup taştı Bir ucun anda kaldı Bir ucun beller aştı Çokluğun gökte yıldızlar ile bir saydılar Anlar gelende bir avuç buğdaydılar Kimisi hisar oldu kimisi burç Kimisi oldu sahib-ül huruç Ulû emre pir oldular Şol Diyâr-ı Rum mülküne saltanatsız kuruldular Bir Bölük âteşe girip yitti Bir bölük bir acip kelâm etti "Kerâmet gösterip halka, suya seccade saldılar" Anlar Diyâr-ı Rum'a bir lokma bir hırka gelûp Anda kaldılar Kimisi yıldız olup göye ağdı Kimisi yağmur olup yere yağdı Kimisi dergâh oldu kimisi yol Tuttular Rum'u dört yana kol kol Toprağa Diyâr-ı Rum'a bir lokma bir hırka gelûp Enelhak'da boğuldular Kâbe de bu cennet de bu dediler En güzel ibadet de bu dediler Bir buğday harmanı gibi toprağı Yıkadılar savurdular Gönül pazarında kavurdular Çölde kavrulmuş inancı bir akarsı ettiler Hakla halkı bir edüp dört yana ilettiler Mülkü devlet Devleti mülk bildiler Anlar Diyar-ı Rum'a bir lokma bir hırka gelüp Öyle gittiler. ***** Elin ekmeğin yiyeni Haram su ile yuyanı Emeksiz gömlek giyeni Kınadık erenler kınadık Tanrının rızkı herkese Mal mülk dersen bir vesvese İşler ile artar hisse Burçaklar arpalar tanık Emeksiz gömler giyeni Kınadık erenler kınadık ******* Hacı Bektaş Etti: Maksudumuz nefes değil Sesinden özge ses değil Keramet bir heves değil Ululuğun hikmetini Sınadık erenler sınadık Haram su ile yunanı Kınadık erenler kınadık Bedreddin Etti: Bilmez isen Tanrı özün Yalan olur bütün sözün Evrene bak da aç gözün Irmaklar otlar uyanık Elin emeğin yiyeni Kınadık erenler kınadık Tarlayı eken sensin Buğdayı solduran O Ağacı diken sensin Yemişi olduran O Büyük işçi büyük usta Evreni dolduran O Resullar bizden utanık Elin emeğin çalanı Kınadık erenler kınadık Ne kuşlara cennet vardır Ne kurdlara mihnet vardır Ne insandan gayrisine Ayrı bir âhiret vardır İnsan oğludur tek sanık Cennet cehennem anınçin Uyanık erenler uyanık Cennet cehennem diyeni Elin ölüsün yuyanı Tekkeye postu yayanı Sadaka verip alanı Kınadık erenler kınadık
|